Türk-Alman kimlikleri
TÜRKLAND

Türk-Alman Kimliklerinin Tiyatro Sahnesinde Müzakeresi
Türkland
© Türkland

27 Haziran'da Dilşad Budak Sarıoğlu ve Türkland ekibi, Friedrich Naumann Vakfı (FNF) iş birliğiyle, TÜRKLAND okuma performansına ait bir video gösterimi düzenledi ve ardından oyunla ilgili yaptıkları söyleşiyi vakfın YouTube kanalında yayınladı. Küresel pandeminin başlangıcından bu yana sanatçılar geçim sıkıntısı yaşıyor ve çalışmalarını fiziksel ortamdan dijital ortama taşımak için yeni ve yaratıcı çözümler bulmaya çalışıyorlar. Bu nedenle, performansın dijital ortamda izlenebilmesi için TÜRKLAND filme dönüştürüldü. Avukat, oyuncu ve yazar Dilşad Budak Sarıoğlu'nun otobiyografisinden uyarlanan oyun, göçmenlik, kimlik, Almanya-Türkiye tarihi ve Alman-Türk ilişkilerini düşündürücü ve mizahi bir yolla ele alıyor.

Alman-Türk iletişimini güçlendirmeyi amaçlayan 60 dakikalık video performansta altyazılar hem Almanca hem de Türkçe olarak sunuluyor. Yazar oyunda her iki ülkedeki toplumsal koşulların ilişkileri nasıl şekillendirdiğini sorguluyor. Seyirci, oyundaki gerçek hayattan alınmış hikayelerle bağ kurabiliyor; dahası, bu hikayeler seyirciyi empati yapmaya ve kendini sorgulamaya teşvik ediyor. Oyunu izledikten sonra kendilerine şu soruları soranlar olabilir: Kimlik, bir yere ait olma ve karşılıklı anlayış gibi konuların ortaya çıkardığı karmaşık sorularla yüzleşebilmek için kendimi nasıl değiştirebilirim? Kendimle ve dış dünyayla olan ilişkimde neleri değiştirebilirim? Oyun bu konuyu farklı bakış açılarını kullanarak keşfederken, aynı zamanda sosyo-politik tartışmaların önünü açıyor ve seyirciyi "diğerlerinin" tecrübelerine ve hislerine karşı daha duyarlı olmaya davet ediyor. İşte bu nedenle, oyundan sonra seyirciyle yapılan konuşmalar Türkland programı için büyük önem taşıyor. Cevapları ve çözüm yollarını bir öğretmen gibi hemen söylemek yerine, Türkland, hedef kitlesinin kendisine göre farklı sonuçlara varmak için kullanabilmesi için, çözüme yönelik, kültürel ve sanatsal içeriklere dayanan örnekler sunmaya çalışıyor. Sonuç olarak bu oyun farklılıklara ve politik anlaşmazlıklara rağmen farklı çarpanlar kullanarak iletişimi güçlendirmeye çalışıyor ve ortak hedeflere ulaşmak amacıyla daha güçlü iş birliği yapılabilmesi için nasıl yeni fırsatlar yaratılabileceğini sorguluyor.

Oyundan sonra, çoğu okuyucumuzun popüler #SizdeDurumlarNasil etiketinin sohbet formatından hatırlayacağı Türk-Alman gazeteci Nalan Sipar'ın arabuluculuğuyla gerçekleştirilen tartışmada, Dilşad Budak Sarıoğlu, Ilgıt Uçum ve oyunun yönetmeni İrem Aydın, göçmenliği kişisel bakış açılarına göre tartışıyor ve seyircinin sorularına cevap veriyor. Oyunun daha en başında, Türk vatandaşlarının Almanya’da yaşayan Türklerle ilgili algısının, Almanya’da yaşayan Türklerin gerçekte yaşadıkları tecrübelerden çok daha farklı olduğu anlaşılıyor. Oyunun yaratılış süreci sırasında Berlin'e taşınma hazırlıkları yapan yönetmen İrem Aydın, Sarıoğlu'nun hikayesini, Almanya'da kendisinin karşı karşıya kalacağı durumlara bir hazırlık olarak görmüş ve "Misafir İşçi" (Gastarbeiter) olarak anılan kişilerin tecrübeleriyle, Türkiye’den Almanya’ya göç eden sonraki jenerasyonun farklılıkları üzerine ne kadar az şey bilindiğini fark etmiş. Sipar'ın iki kültür arasında, iki kimlikle büyümenin nasıl bir şey olduğu sorusuna, Sarıoğlu aslında üç kimlikle büyüdüğü yanıtını veriyor. Bunlar: Alman kimliği, Türk kimliği ve Almanya Türkleri için kullanılan (aşağılayıcı) "Almancı" kimliği. Bu kimlikler, zaten anlaşılması zor olan soruna bir katman daha ekliyor. Türkiye'de doğup büyüyen yardımcı oyuncu Ilgıt Uçum için meslektaşının hikayesiyle kendi hikayesi arasında bir ilişki kurmak ve duygularını sahneye taşımak zor olmamış, çünkü Uçum bu hikayenin temelde dünyada kendi yerini bulmaya çalışan tüm insanlığın hikayesi olduğunu düşünüyor. Bu çıkarım aynı zamanda seyirciden gelen tepkiyle de bağdaşıyor, çünkü herkes oyunun içinde kendisinden bir şey bulabiliyor. Tartışmaya sosyo-politik bir katman eklemek isteyen Nalan Sipar ve Dilşad Budak Sarıoğlu, tartışma sırasında Alman eğitim sisteminden de bahsediyor. Göçmenlik geçmişi olan insanlar ve işçi ailelerin çocuklarının Alman okul sisteminde başarılı olmak konusunda göçmenlik geçmişi olmayan veya akademik eğitim almış Alman ailelerin çocuklardan daha çok zorlandıkları için, Alman hükümetinin tüm vatandaşlara eşit fırsat verme sorumluluğu olduğunun altını çiziyorlar. Tartışmanın sonunda Sarıoğlu gelecekte yürütülebilecek projelerden bahsediyor.

Genel olarak bakıldığında bu etkinliğin iki dilde olması hem Almanya hem de Türkiye'den katılımcıların ilgisini çekebilmesini ve içeriğiyle Türk-Alman iletişimine katkı sağlamasını sağlıyor ve bundan ötürü filmin uluslararası bir etki yaratması bekleniyor. Dahası, bu oyun, geniş seyirci kitlesi sayesinde, FNF ve bu konunun öznesi olan farklı çarpanlar arasındaki ortak hedefleri öne çıkardığından, politik bir ağın oluşturulabilmesi için gereken temellere bir kaynak teşkil ediyor.

Söyleşi şimdi izleyin!