Almanya'da Neler Oluyor?
Almanya’da Liberalizmin Kaderi: FDP, Baden-Württemberg ve 8 Mart
Almanya siyaseti bugün tuhaf bir sessizliğin içinden geçiyor. Gürültü çok, tartışma hararetli; ama merkezde, denge kuran, ölçüyü hatırlatan sesler giderek azalıyor. Devlet daha müdahaleci, toplum daha kutuplaşmış, siyaset daha duygusal. Tam da böyle zamanlarda, liberalizmin neden hâlâ gerekli olduğu sorusu yeniden anlam kazanıyor. Ve bu sorunun Almanya’daki en somut cevabı, tüm zorluklarına rağmen, hâlâ FDP’de somutlaşıyor.
8 Mart’ta Baden-Württemberg’de yapılacak eyalet seçimleri bu yüzden sıradan bir yerel seçim değil. Bu tarih, FDP için bir dönüm noktası olmanın ötesinde, Almanya’da liberal merkezin yaşayıp yaşamayacağına dair sembolik bir sınav niteliği taşıyor. Almanya’yı yakından tanımayanlar için bu kadar anlam yüklemek abartılı görünebilir. Oysa Almanya siyasetinde bazı eyaletler vardır ki, yalnızca haritada değil, zihniyet düzeyinde de belirleyicidir. Baden-Württemberg tam olarak böyle bir yerdir.
Bir Zihniyet Coğrafyası Olarak Baden-Württemberg
Bu eyalet, otomotiv sanayisinin kalbi, “Mittelstand” denen aile şirketlerinin omurgası, teknik eğitimin ve mesleki yeterliliğin güçlü olduğu bir toplumsal yapıya sahiptir. Tasarruf, çalışkanlık, girişimcilik ve bireysel sorumluluk burada soyut kavramlar değil, günlük hayatın parçasıdır. FDP’nin Baden-Württemberg’de tarihsel olarak güçlü olmasının nedeni de tam olarak budur.
Tesadüf değildir: FDP bu eyalette bugüne kadar hiçbir zaman eyalet parlamentosunun dışında kalmadı. Bu, Almanya’da neredeyse benzersiz bir durumdur. Partinin bugün yaşadığı tüm krizlere rağmen, Baden-Württemberg hâlâ liberalizmin Almanya’daki son sağlam dayanaklarından biri olarak görülüyor.
FDP’nin eyalet programına bakıldığında, ideolojik sloganlardan çok, neredeyse “teknik” bir siyaset dili dikkat çeker. Bürokrasiyle boğuşan küçük işletmeler, ağırlaşan idari yükler, dijitalleşemeyen devlet yapısı, eğitim sisteminin çağın gerisinde kalması… Bunlar büyük teorik tartışmalar değil; doğrudan hayatın içinden gelen sorunlardır. FDP’nin liberalizmi de tam burada anlam kazanır: Devleti küçültmek için değil, işlevsel kılmak için; piyasayı kutsamak için değil, adil ve rekabetçi tutmak için.
Kriz Dönemlerinde Liberal Parti Ne İşe Yarar?
Almanya’da son yıllarda sıkça şu soru soruluyor: “Liberal bir partiye gerçekten ihtiyaç var mı?” Bu soru, genellikle kriz zamanlarında ortaya çıkar. Oysa tam da kriz dönemlerinde liberal partiler önemlidir. Çünkü liberalizm, ne her soruna devlet müdahalesiyle cevap verir ne de toplumsal sorunları basit sloganlara indirger. Liberal siyaset, karmaşıklığı kabul eder; bireye alan açarken, sorumluluğu da bireyin omuzlarına bırakır.
FDP’nin son yıllarda yaşadığı oy kayıpları, bu temel iddiayı ortadan kaldırmıyor. Aksine, Almanya’da siyasal denge bozuldukça, liberal bir aktörün yokluğu daha görünür hale geliyor. Devletin giderek daha fazla düzenlediği, borçlanmanın normalleştiği, karar alma süreçlerinin merkezileştiği bir Almanya’da, liberal bir itiraz sesi yalnızca bir parti meselesi değildir; demokratik sistemin sağlığıyla ilgilidir.
Yerelden Gelen Sessiz Bir Hatırlatma
Bu büyük tartışmaların ortasında, son dönemde dikkat çekici bir gelişme yaşandı. Almanya’nın iki küçük kentinde – Baden-Württemberg’de Gaildorf’ta ve Kuzey Ren-Vestfalya’daki Rahden’de – FDP’li adaylar belediye başkanlığı seçimlerini açık farkla kazandı. Üstelik bu kentlerin biri geleneksel olarak muhafazakâr, diğeri ise uzun yıllar başka partilerin egemenliğinde olan yerlerdi.
Bu başarılar ulusal manşetlere taşınmadı. Ama belki de tam bu yüzden önemli. Çünkü bu sonuçlar, FDP’nin hâlâ “kazanabilir” bir parti olduğunu gösteriyor. Hem de ideolojik sertlik üzerinden değil; yerel sorunlara odaklanan, güven veren, sakin ve çözüm odaklı bir siyaset diliyle.
Bu örnekler, liberalizmin Almanya’da tükendiği yönündeki anlatıya küçük ama güçlü bir itiraz niteliği taşıyor. Liberal siyaset, büyük sahnelerde zorlanabilir; ama yerelde, insan hayatına temas ettiği ölçüde karşılık bulabiliyor.
FDP’siz Bir Almanya Ne Anlama Gelir?
Almanya’da FDP’nin zayıflaması, yalnızca bir partinin gerilemesi değildir. Bu, siyasal sistemde bir boşluk anlamına gelir. Liberal parti, Almanya’da tarihsel olarak iki işlev üstlenmiştir: Devlet gücünü sınırlamak ve siyasal dili yumuşatmak. Bu iki işlevin yokluğu, hem popülizme hem de teknokratik aşırılıklara alan açar.
8 Mart’ta Baden-Württemberg’de sandıktan çıkacak sonuç bu yüzden yakından izlenmeli. Bu seçim, FDP için bir “son şans” değil belki; ama Almanya’da liberal merkezin yeniden nefes alıp alamayacağını gösterecek önemli bir işaret olacaktır.
Türkiye’den bakıldığında Almanya siyaseti çoğu zaman teknik ve mesafeli görünebilir. Ama liberal bir partinin ayakta kalma mücadelesi, aslında daha evrensel bir hikâyenin parçasıdır: Özgürlük ile güvenlik, devlet ile birey, düzen ile yenilik arasındaki hassas denge.
FDP’nin Baden-Württemberg’de vereceği sınav, bu dengenin Almanya’da hâlâ mümkün olup olmadığını gösterecek.