Mülteci Krizi
"Türkiye'de AB'ye yönelik öfke artıyor"

Göç araştırmacısı Murat Erdoğan ile 2016’da imzalanan mülteci anlaşmasının yenilenmesi üzerine röportaj
Flüchtlinge
© picture alliance / ASSOCIATED PRESS | Panagiotis Balaskas  

2016 yılında imzalanan göçmen mutabakatının yenilenmesi AB-Türkiye ilişkilerinin gündeminde üst sıralara yerleşti. Peki, önümüzde tam olarak nasıl bir süreç var? Anlaşmanın bilinen şartları her iki taraf tarafından aynı şekilde kabul edilecek mi, yoksa yeni unsurların söz konusu olmasını beklemeli miyiz?

2016 yılındaki koşullar günümüzde bir hayli değişti. Özellikle de Suriyeli olmayan ve düzensiz göçmenlerin sayısında önemli bir artış söz konusu. Bunlar göz önünde bulundurmadan yeni bir anlaşma gerçekleşemez. Daha da önemlisi, 2016 yılında yapılan bu anlaşma Türkiye'nin politik beklentilerini karşılamadı. Bu doğrultuda, Türkiye elbette ki daha somut adımlar görmeyi bekleyecektir.

Anlaşmanın yenilenmesi nasıl bir süreçten geçiyor ve nasıl bir zaman çizelgesinde gerçekleşecek? Ek olarak, anlaşma vize konusu ve muhtemelen Gümrük Birliği müzakereleri bakımından da Avrupa imtiyazlarıyla ne kadar bağlantılı olacak?

Anlaşmanın hızlı bir şekilde tamamlanması gerekiyor. Bunun nedeni, göçmen sayısının hızla artması. AB'den gelen finansal destek ihtiyacı karşılamıyor olsa da, bu son derece önem taşıyor. Türkiye'ye farklı bir finansal destek geliyor gibi görünmüyor. Türkiye açısından vize özgürlüğünün ötesine geçen en önemli ve sembolik konular bunlar. Bu konu hakkında muhakkak ki ısrarlı olunacaktır. Çünkü Türk toplumuna yöneltilen eleştiriler sadece bu gerçekleştiğinde azaltılabilir. Gümlük Birliği konusu şu anda bir öncelik arz etmiyor.

Yaklaşık olarak dört milyon Suriyeli mülteci Türkiye'de kendilerine yeni bir ev buldular; bu açıdan, Türkiye mültecilerle ilgilenme konusunda iyi notlar aldı diyebiliriz. Türkiye'nin bu insanlara yaklaşımını nasıl buluyorsunuz? Suriyeli mültecilerin büyük bir çoğunluğunun Batı Avrupa'ya taşınmaktansa burada kalmayı tercih etmesinin nedeni sizce nedir?

Türk toplumu sıradışı bir mukavemet ve dayanışma örneği ortaya koyuyor. Türk toplumu, ülkelerinde Suriyelileri istememelerine rağmen, büyük şehirlerde bir arada yaşamayı başarabildiler. 770 bin Suriyeli çocuk Türk devletinin okullarına gidiyor, 1,3 milyon Suriyeli iş hayatında yer alıyor ve hepsinden de önemlisi, Suriyeliler Türk toplumu ile beraber yaşıyor, kamplarda değil. Ancak tabii ki, Avrupa'ya doğru yönelmek Suriyeli mültecilerin yaklaşık %30'unun önemli bir beklentisi olmaya devam ediyor. Ama bunun zor bir seçenek olduğunu biliyorlar. Kendilerine Türkiye'de bir hayat kurdular.

AB'deki göçmen politikaları oldukça tartışmalı olsa da, Avrupa Birliği yine de geçtiğimiz Eylül ayında göçmen konusuna yönelik yeni bir paket fikrini ortaya koyabildi. Sizce bu yeni çerçevenin Türkiye açısından ve özellikle de Türkiye-AB işbirliği bakımından ne gibi etkileri olacak?

AB'nin bu yeni iltica ve göçmen paketi tipik bir dışlayıcı politika. AB, nitelikli göçmenleri alma konusunda istekli olsa da, mültecilerin gelmesini önlemek istiyor. Bu nedenle, Türkiye ve benzerleri gibi ikincil kaynak konumunda olan ülkelere finansal destek sunuyor. Ancak bu, sürdürülebilir bir yaklaşım değil. Göçmen konusu doğrultusundaki Türkiye-AB işbirliği sadece finansal destekle sağlanamaz. Türkiye, politik konularla ilgili bir işbirliğine girmediği takdirde sınırda yeniden problemlerle karşılaşması şaşırtıcı olmayacaktır. Bu koşullar doğrultusunda Türkiye'nin AB'ye katılması tabii ki bir hayal olarak kalacaktır. Ancak bu yol şu anda tamamen tıkanmış durumda, herhangi bir alanda bir işbirliği söz konusu değil.

Tartışmalı konulardan biri de AB sınırlarında süregelen bu geri gönderme konusu. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce bu sistematik bir politika mı ve FRONTEX'in rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?  

Maalesef, AB sınırındaki bu geri itilmeler artık bir gerçekliğe dönüştü. Bu anlayış, yeni iltica ve göçmen paketi ile beraber geldi. Evet, AB nitelikli göçmenleri kabul ediyor. Ancak mültecilerin gelmesini önleyen bu politika muhakkak ki bu geri itişlere zemin hazırladı. Diğer yandan FRONTEX, insanların hayatlarını kurtarmak yerine AB'nin her türlü aracından faydalanarak insanları AB sınırlarından geri gönderme çabası içerisinde. Bu durum oldukça üzücü olmanın yanı sıra, aynı zamanda insan haklarına ve Mülteciler Küresel Paktı'na da aykırı. En önemlisi ise AB imajını zedelemesi. AB, mülteci yükünü paylaşmak yerine sınırlarını güçlendirmeyi tercih ediyor. Ancak bu da sürdürülebilir bir yaklaşım değil. Daha da acı verici olan durum ise, Türk toplumunda AB'ye karşı büyüyen öfke. Bu da popülist politikacılara ek bir fayda olarak değerlendirilebilir.

Sorular Dr. Ronald Meinardus tarafından soruldu.

 

(İngilizce'den çeviri: Elife Karaaslan)

Bu makale Almanca konuşan bir kitleyi Türkiye'deki siyasi, ekonomik ve sosyal gelişmeler hakkında bilgilendirmeyi amaçlayan aylık bir yayın olan “Türkei Bulletin” de ilk olarak Almanca olarak yayınlandı.

Bei Medienanfragen kontaktieren Sie bitte

Helena von Hardenberg, Presse und Digitale Kommunikation
Helena von Hardenberg
Press Officer and Deputy Press Spokesperson Foreign Offices
Phone: +49 30 288778-565