DE

Almanya'da Neler Oluyor?
Almanya Kendi Değerlerini Test Ediyor

Berlin - Gece
© Photo by Stephan Widua on Unsplash

AfD’ye Yakın Vakfa Devlet Milyonlar Vermeli mi?

Almanya’da şu anda teknik gibi görünen ama aslında son derece temel bir tartışma yaşanıyor. Soru basit: Aşırı sağcı söylemleriyle bilinen Alternative für Deutschland (AfD) partisine yakın bir vakıf, her yıl milyonlarca euro devlet desteği almalı mı?

Bu tartışma, Almanya’yı yakından izlemeyenler için karmaşık görünebilir. Ancak özünde mesele nettir: Demokrasi, kendi sınırlarını nasıl korur?

Mahkeme Kararı Her Şeyi Bitirmedi

Geçtiğimiz günlerde Almanya’da Köln Idare Mahkemesi, AfD’nin “kesinleşmiş aşırı sağcı” olarak tanımlanmasını geçici olarak durdurdu. Bu karar, Almanya’nın iç istihbarat kurumu olan Anayasayi Koruma Teskilati´nin yaptığı sınıflandırmaya ilişkindi.

Ancak kararın altı dikkatle okunmalı. Mahkeme, parti içinde anayasal düzene aykırı eğilimler bulunduğunu inkâr etmedi. Sadece, mevcut delillerin partinin tamamını bu aşamada “kesinleşmiş aşırı sağcı” ilan etmek için yeterli olmadığına hükmetti. Esas dava süreci devam ediyor.

Yani hukuki süreç bitmiş değil. Ama siyasi tartışma çoktan başladı.

18 Milyon Euro – Sadece Bir Başlangıç

AfD’ye yakınlığıyla bilinen Desiderius-Erasmus-Stiftung (DES), bu yıl için yaklaşık 18 milyon euro kamu kaynağı talep ediyor. Bu destek verilirse, sonraki yıllarda da benzer tutarlar ödenecek.

Almanya’da büyük partilere yakın vakıflar kamu desteği alıyor. Bu sistem yeni değil. Ancak bu vakıfların temel görevi demokratik siyasi eğitim yapmak ve anayasal düzene bağlılık göstermek.

FDP’ye yakın olan Friedrich Naumann Vakfi buna bir örnektir. FNF, Türkiye dahil birçok ülkede hukuk devleti, bireysel özgürlükler, insan hakları ve çoğulculuk için çalışmaktadır. Bu vakıfların varlık gerekçesi demokratik değerleri güçlendirmektir.

Asıl soru şu: Aynı kamu kaynağı, demokratik düzeni tartışmaya açan bir siyasi çevreye de aktarılmalı mı?

Hukuki Eşik Var – Ama Siyasi Sorumluluk Daha Büyük

2023’te kabul edilen Vakıf Finansman Yasası’na göre bir vakfın devlet desteği alabilmesi için yalnızca bağlı olduğu partinin mecliste temsil edilmesi yetmez. Vakfın özgürlükçü-demokratik anayasal düzene ve uluslararası anlayış ilkesine aktif bağlılık göstermesi gerekir.

AfD hâlen “şüpheli vaka” olarak devlet tarafından izleniyor. Bazı eyalet teşkilatları ise resmen “kesinleşmiş aşırı sağcı” olarak sınıflandırılmış durumda.

Bu tablo ortadayken, DES’in devlet desteği alması yalnızca teknik bir değerlendirme değil; açık bir siyasi tercihtir.

Birkaç ay önce bazi medyada, DES’in İstanbul’da ofis açmak için yer aradığı yönünde haberler çıktı. Bu haberler daha sonra yalanlandı. Ancak bu ihtimal bile dikkat çekiciydi.

Çünkü Alman siyasi vakıfları yalnızca Almanya içinde değil, yurtdışında da Almanya’yı temsil eder. Türkiye’de uzun yıllardır faaliyet gösteren vakıflar, Almanya’nın demokrasi, hukuk devleti ve özgürlük anlayışının birer taşıyıcısıdır.

Eğer devlet desteği alan bir vakıf, demokratik değerlere yaklaşımı tartışmalı bir siyasi çizgiyle bağlantılıysa, bu durum Almanya’nın dışarıdaki demokratik kredibilitesini de etkiler.

Eşitlik Argümanı Yeterli mi?

DES’e destek verilmesini savunanlar “eşit muamele” ilkesine atıf yapıyor. Diğer partilere yakın vakıflar fon alıyorsa, AfD’ye yakın vakıf da almalı deniyor.

Ancak demokrasi yalnızca eşitlikten ibaret değildir. Demokrasi aynı zamanda kendini koruma hakkına sahiptir. Almanya’nın anayasal düzeni “wehrhafte Demokratie” yani “kendini savunabilen demokrasi” anlayışına dayanır.

Devlet, kendi temel değerlerini zayıflatabilecek yapılara finansman sağlamak zorunda değildir.

Bu tartışma AfD’ye sempati duyup duymamakla ilgili değildir.

Asıl soru şudur:

Bir devlet, anayasal düzene aykırı eğilimler barındırdığı resmi raporlarla ortaya konmuş bir siyasi çevrenin kurumsallaşmasını kamu kaynaklarıyla güçlendirmeli midir?

Bu karar hukuki bir teknik işlem gibi görülebilir. Ama gerçekte Almanya’nın kendi değerleriyle ne kadar tutarlı olduğunu gösteren bir sınavdır.

Türkiye’den bakıldığında bu mesele daha da net görünüyor. Çünkü Alman siyasi vakıflarının yurtdışındaki meşruiyeti, Almanya’nın içerideki demokratik tutarlılığına dayanır.

Mesele 18 milyon euro değildir.

Mesele, Almanya’nın hangi demokratik çizgiyi finanse edeceğidir.